MİMARİ PROJE RAPORU

MARS 2050: YAŞAM ALANI FİKİR YARIŞMASI

Mars son yirmi yıldır bilim insanlarının üzerinde çok sayıda araştırma yaptığı ve insanoğlunun yeni bir yaşam alanı bulmasında başrol oynayan, atmosferik yapısı ve yerçekimi ile Güneş sistemi içinde Dünya’ya en çok benzediği düşünülen gezegendir. Milyonlarca yıldır insanlığın hayatını sürdürdüğü Dünya’daki yaşamı başka bir gezegende mümkün kılma düşüncesi bilim insanlarının son yıllardaki araştırmalarını hızlandırması ve Mars’a koloni gönderme çabaları ile devam etmektedir. Bu doğrultuda birçok mimari tasarımcı tarafından projeler öne sürülmüş, NASA ve Space X öncülüğünde adımlar atılmıştır. Bu sonuçlarla birçok ülke bu bağlamda yeni fikirlerin ortaya atılacağı ve Mars’ta yaşam konusunda katkı sağlanması beklenen yarışma projeleri düzenlemiştir. Ülkemizde Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından gerçekleştirilen bu yarışma projesinde Mars gibi yeni nesil sahalarda, zorlayıcı iç ve dış koşullarla kaynak ve yaşam alanı ihtimalinin araştırılması ve buna bağlı olarak tasarımların ortaya çıkması beklenmektedir. Mevcut teknolojinin fırsatları ile insan ve canlı ekosistemlerine yabancı olan bu gezegende aşırı doğa koşullarına uyum sağlayan, sürdürülebilir bir tasarım vurgusu ön plana çıkmıştır.

Tasarımların aşama olarak “2030:İlk Temas ve Hayatta Kalma Birimi Tasarımı” ve “2050:Yerleşim Alanı Planlanması ve Tasarımı” adı altında iki farklı dönem ve koşul ile oluşturulması beklenmiştir. Bu doğrultuda tasarımın tamamlayıcısı olan senaryo tasarımcıya bırakılmıştır. Bu senaryoya göre; 2030 yılı için Mars’ı tanıma ve uygun alanları keşfetme olarak kısaca özetlenebilir. Bu aşamada Mars gezegeni üzerinde doğru ve en uygun yaşam alanı bulma çabasına hizmet etmek adına belirlenen bölgede 2 farklı nokta seçilmiş ve her iki noktada 20 Dünya yılı boyunca yapılacak olan araştırmalar sonucunda 2050 yerleşim alanı için hangi bölgenin daha faydalı olacağının bulunması amaçlanmıştır. Mars’ın yüzeyi üzerinde seçilen bölge Tharsis olup Mars’ın batı yarım küresinde ekvatorun yakınında bulunan geniş volkanik bir platodur. Tharsis çıkıntısı veya yükseltisi olarak adlandırılan bu geniş ve yüksek bölge küresel ikilikten sonra, (kesin olarak yüzey alanı belirlenmiş olmasa da) Mars’ın yüzey alanının %25 ini oluşturması ile gezegendeki en büyük topografik özelliktir. Bu doğrultuda Mars üzerinde araştırmalarını sürdüren bilim insanlarının en çok incelediği ve yoğunlaştığı bölge niteliği kazanmıştır. Tharsis bölgesinde seçilen noktalar ise Arcadia Planitia ve Managa Valley olarak belirlenmiştir. Arcadia Planitia Tharsis bölgesinin kuzeybatısından kabaca 40-60 Kuzey ve 150-180 Batı bölgesini kapsar. Arcadia’nın birçok alçak bölgesinde oluklar ve sırtlar vardır, bunlarda bu bölgede yüzeye yakın bir takım malzemelerin bulunduğunun göstergesidir. Bunun yanında yapılan araştırmalar sonucunda toprakta tuz oranın yoğun olması ve civarda çok fazla krater bulunması bir zamanlar bölgede buz bulunma ihtimalini destekler nitelikte olmuştur. Mars’ta maddenin sıvı halinin bulunmamasından dolayı katı olan buzların su haline dönüşemeden gaz buharına dönüştüğü ve kraterlere karıştığı düşünülmektedir. Araştırmacılara göre bu geniş kraterler altında “su buzu” bulundurma ihtimalinden dolayı oldukça önemlidir. Bu verilere dayanılarak seçilen ilk bölge Arcadia Planitia olmuştur. İkinci nokta olan Managala Valley, Tharsis bölgesinin Memnonia dikdörtgeni adı verilen bölümünde yer alır. Bu noktanın karmaşık geçiş kanallı yapısı araştırmacıların dikkatini çekmesine sebep olmuştur. Yapılan jeomorfik yüzey haritalama sistemi sonucu bu kanalların felaket selleri tarafından oluştuğu ve bölgenin daha önce en az 2 kez tamamen sular altında, en az 3 kez ise tamamen lavlarla kaplandığını göstermiştir. Dolayısı ile iki bölgede Mars’ta bir yaşam oluşturma konusunda önemli verilere sahiptir. Bu veriler sonucunda yerleşim alanı kurulmadan önce her iki bölgede de araştırmaların yapılması ve yaşam birimlerinin oluşturulması en doğru karar olarak düşünülmüştür. Arcadia Planitia ve Managala Valley’de 10 yıl boyunca araştırmalarını yapacak olan 4 modülün (2 modül Arcadia Planitia ve 2 modül Managala Valley olmak üzere) yerleştirilmesi ve 10 yılın ardından uygun bölgeyi seçerek 2050 yılı yerleşim birimi kurulmasına başlanması amaçlanmıştır.

Seçilen bölgeler sonucunda 2030 yılı yaşam alanı birimi için yapılacak olan tasarıma geçilmiştir. Bu tasarım yapılırken bölgedeki tüm aşırı iç ve dış şartlar düşünülmüş ve en uygun formun yakalanması amaçlanmıştır. Dünya’dan 225 milyon kilometre uzaklığında bir tasarımın sürdürülebilir olması ve dış kaynaklara ihtiyaç duymadan döngüsünü sağlayabilmesi en önemli ve zorlu etmendir. Bu bağlamda yapılacak olan tasarımda Mars’ın yüzeyinde oldukça fazla bulunan regolit kayalarının 3B yazıcı destekli tasarlanan yapıyı oluşturması amaçlanmıştır. Bu kayaların kullanımı ile Dünya’dan duyulan kaynak ihtiyacı azalacak ve hali hazırda Mars’ın yapısını oluşturan malzemenin kullanılması dış şartlara en uygun malzemenin seçilmiş olması anlamına gelecektir. Bunun yanında özellikle aylar süren kum fırtınaları yaşam modülü tasarım aşamasında önemli bir veri olmuştur. Modüller oluşturulmadan önce düzenlenen ihtiyaç listesi ile zor şartlar altında gerçekleşecek olası senaryolar düşünülmüş ve buna bağlı bir takım kararlar alınmıştır. Bunlardan ilki olası fırtınalarda veya felaketlerde cephenin zarar görmesine karşı oluşturulan ETSE malzemesinden üretilen dayanıklı plastik koruyuculardır. Bu malzeme ile cephenin sera kısmında olması muhtemel bir kaza durumunda cam yüzeyin üzerine gelecek olan koruyucu kaplama sistemin koruma altına alınması sağlanmıştır. Ek olarak modülün sürdürülebilir olması adına regolit kayalarının kullanımının yanı sıra güneş panelleri ve rüzgar gülleri sisteme elektrik ihtiyacı karşılayacak önemli elemanlardır. Günlük elektrik enerjisini bölgede yerleştirilen güneş panelleri ile karşılayacak olan modülün, olası kum fırtınaları durumunda güneş ışığından faydalanamayacağı ve bu durumun aylarca süreceği hesaba katılarak ek olarak rüzgar gülleri ile bu dönemdeki elektrik ihtiyacının karşılanması planlanmıştır. Bu olayların tümü düşünüldüğü zaman, insan yapısı gereği uzun süre boyunca yaşayacağı birimde gün ışığına olan ihtiyacı ön plana çıkacaktır. Bu varsayım sonucunda gün ışığının mümkün olan her yere ulaşması modülün tasarlanmasında önemli bir etmen olmuştur. Düşeyde gerçekleşen tasarımda güneş ışığının tek bir alandan her kata ulaşması adına dikey çekirdeğin paralelinde bulunan cephede tüm modül boyunca şeffaf malzeme kullanımına gidilmiştir. Bu yaklaşım ile ortaya çıkan ve 4 kat boyunca hakim olan boşluk, yapının sera görevi gören bölümü olarak tasarlanmıştır. Sera, ihtiyaç listesinin başında gelen bir birim olup, modülde hayatta kalmak için gereken besin ve gıdayı sağlayan önemli bir etmendir. Bunun yanında modülde, yönetim odası, laboratuvarlar, uyku birimleri, mutfak, spor salonu, ortak alan, uzay araştırma birimi, teknik ve mekanik odalar, banyo, tuvalet ihtiyaç listesinin diğer elemanlarıdır. Toplam 4000 m3 alana sahip olan bir modülde 8 kişi aynı anda yaşayacak şekilde tasarlanmıştır. 4 modül için 32 kişinin yaşayacağı birimlerin toplamı ise 16.000 m3 alana tekabül etmektedir.

32 kişilik ilk yaşam modüllerinde yer alacak bilim insanları ise, biyolog, mühendis, mimar, kimyager, uzay bilim uzmanı jeolog ve doktordur. Alanlarında uzman olan bu kişiler, 20 yıl boyunca Mars’ta suya ulaşmak ve yerleşik mekana geçmek için bir arada koordineli bir şekilde çalışacaklardır. Uzun süre aynı mekanda bulunacak olmaları, özel odalarına olan ihtiyacı arttıracağından her bir bilim insanı için tek kişilik uyuma birimleri tasarlanmıştır. Bu birimlerde yatak, çalışma masaları ve kişisel ihtiyaçlarını barındıran depolama alanları mevcuttur. Yapının düşey çekirdek aksını sarmalayan laboratuvar ve çalışma alanları tüm modülün yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayacak olan sistemi içinde barındırır. Bu mekan güneş panelleri, rüzgar panelleri ve ECLSS ( The Environmental Control and Life Support System) bağlantısı ile modüldekilerin hayatta kalmasını sağlayacak ana alandır. Zemin kattan girişi olan bu çekirdek tüm yapı boyunca bu ihtiyaçları katlara dağıtarak birimin sürekli canlı olmasını sağlar ve etrafında dolanan sarmal merdiven ile kullanıcıların kat değişimlerini yapmalarını sağlar. Zemin kat modülün çalışma birimi olup, gün içindeki aktivitelerin çoğunun gerçekleştiği alandır. Laboratuvarların ve bitki bilim alanının bulunduğu bu katta modüldeki besin ihtiyacını karşılayacak bitkilerin yetiştirilmesi yapılırken aynı zamanda tasarlanan balık yetiştirme havuzu ile yaşayanların daha fazla besine ulaşması sağlanacaktır. Birinci katta ise özel uyuma birimleri ve buna ek olarak duş ve tuvaletler yer alır. İkinci kat modülün aktivitelerinin gerçekleştiği, günlük spor ihtiyacının karşılandığı, birlikte yemek yenip vakit geçirilebilecek bir sosyal aktivite alanı olarak tasarlanmıştır. Dördüncü ve son katta ise uzay bilimi ve araştırmacıların bulunduğu çalışma birimi yer alır. Uzayda gerçekleşecek olan yıllık döngüleri, tutulmaları ve gök bilimini inceleyecek olan bu kişiler Mars ile ilgili daha fazla bilinmezin aydınlanmasını sağlayacaktır.

Modülün formunda kullanılan kıvrımlı hatlar, rüzgarın şiddetini daha az hissetmek adına statik olarak düşünülmüş ve tercih edilmiştir. Bunun yanında aynı noktada 2 modülün yerleşmesi ile adeta yedek pil görevi görülmesi sağlanmıştır. Bir modülde yaşanan olası herhangi bir sıkıntıda, yakında bulunan modüle giderek gerekli yaşamsal ihtiyaçların sağlanması amaçlanmıştır. Her bir modüle bağlanan Rover Bağlantı Noktası ve Normal Bağlantı Noktası ile modüllere sağlıklı bir şekilde giriş çıkışların yapılması amaçlanmıştır. Araçlarla girişlerde Rover Bağlantı Noktası, yürüyerek olan girişlerde ise Normal Bağlantı Noktası tercih edilecektir. Bunun tek bir noktada çözümlenmek yerine iki farklı bağlantı şeklinde tasarlanmasının sebebi olası bir sorunda diğer bağlantı noktası ile modülde girmenin ve/veya modülden kaçmanın düşünülmesidir. Son olarak, 2030 yılında gerçekleşecek olan ve Mars’ta yerleşik hayata geçişin ilk adımını sağlayacak bu modüle vaha (çöllerin içerisinde yer alan ve çöl koşullarından yalıtılmış, su ve bitki içeren bölgeleri tanımlamakta kullanılan coğrafya terimi) anlamına gelen OASIS 30 adı verilmiştir.

2030 İlk Temas ve Hayatta Kalma Birimi Tasarımı ile ilgili gerekli görülen açıklamalar bunlardır. 10 yıllık araştırma 10 yıllık inşa süreci sonunda toplam 20 yıl sonra gerçekleşecek olan 2050 Yerleşim Alanı Planlanması ve Tasarımı seçilen bölgelerden Arcadia Planitia veya Managala Valley arasından uygun olan noktanın kararlaştırılması sonucu yerleştirilecek ve yaşam yerleşik hayat olarak devam edecektir. En az 1000 marsonotun yer alacağı yerleşim biriminde senaryonun devamı niteliğinde bilim insanlarına ek olarak yeni meslek grubundaki diğer insanların gelmesi ile yeni bir yaşamsal döngünün başlaması amaçlanmıştır. İlk etap için toplam 3 modülden oluşan ve her modülde 3’er kat bulunan tasarımın, 2 modülü yaşam birimi diğer 1 modülü ise çalışma birimi olarak ayrılmıştır. Bu 3 modül bir ara koridor ile birbirilerine bağlanmış ve ihtiyaç halinde yeni modüllerin eklenmesine elverişli olacak şekilde tasarlanmıştır. İnsani değerleri göz önünde bulundurarak tasarlanan yapıda bir bireyin ihtiyaç duyacağı her aktiviteyi tek bir çatı altında toplamak amaçlanmıştır. Bireylerin günlük hayattaki rutinleri göz önünde bulundurulmuş ve bu rutinlerin devamlılığının sağlanması hedeflenmiştir. Buna örnek olarak, günlük hayatımızda evden-işe gitme alışkanlığımız gereği yaşam alanları ile çalışma alanları ayrı modüller halinde oluşturulmuş ve işe gitme rutininin oluşmasını sağlamıştır. İnsanın varoluşundan mütevellit doğaya olan yatkınlığı azımsanamayacak derecede yoğundur. Bu durum tasarımın ana etkenini oluşturan avlu sistemi ile yansıtılmaya çalışılmıştır. Gerçekleştirilecek tüm sosyal aktivitelerin bu avluda birleşmesi ve insanların buluşabileceği, toplanabileceği ve eğlenebileceği bir alan oluşturulmaya özen gösterilmiştir. Bu mekan, içinde aktiviteleri barındıran yeşil bir avlu olarak tanımlanabilir. İnsan dışında kedi köpek gibi evcil hayvanlarında bulunabileceği ve insanın diğer canlılara olan ihtiyacını gidereceği bir mekan oluşturulmuştur. Bunun yanında tasarımın sürdürülebilir ve Dünya’ya en az bağımlı olmasını sağlamak amacı ile, bitkilerin yetiştirilebileceği seralarda avlu tasarımına eklemlenmiştir. Avlu tasarımının bir diğer avantajı ise etrafında toplanan tüm birimlerin gün ışığına kavuşmasını kolaylaştırmıştır. Yaşam alanı modülüne A diyecek olursak, içinde barındırdığı tüm birimler şunlardır;

A Modülü Birimleri

-Rover Girişi

-Basınçlandırma Alanı                                                -Tek Kişilik Uyku Birimleri

-Hazırlık Alanı                                                             -Ortak Alan

-Karantina Odası                                                         -Müzik Dinleti Alanı

-Lobi                                                                            -Sera

-Revir                                                                            -Açık Hava Sineması

-Tıbbi Müdahale Alanı                                           -Ortak Alan Merdiveni

-Yük Asansörü                                                             -Oturma Grupları

-Merdiven                                                                     -Bar Alanı

-Tuvalet                                                                       -Kütüphane

-Teknik Birim                                                              -Spor Salonu

-Depo                                                                            -Yönetim Odası

-Mutfak ve Deposu                                                    -Toplantı Odası

-İki Kişilik Uyku Birimleri                                 -Çalışma Odası

-Sağlık Deposu                                                            -Data Odası

-Banyo / Tuvalet                                                       -Balkon

B Modülü Birimleri

Çalışma Birimi Modülü ise araştırmaların yapıldığı laboratuvarlara sahip olan, 2 yaşam modülüne 1 çalışma modülü ihtiyaç duyulacak şekilde oluşturulan birimdir. Aynı avlu sistemi bu tasarımda da tekrarlanmış ve burada bulunan avlunun büyük çoğunluğu sera ve bitki bilimi araştırmaları üzerine ayrılmıştır. Çalışma Alanı Modülüne B diyecek olursak, içinde barındırdığı tüm birimler şunlardır;

-Rover Giriş ve Park Alanı                                      -Depo / Arşiv

-Diğer Laboratuvarlar                                                 -Tuvalet

-Basınçlandırma Alanı                                               – Yük Asansörü

-Yönetim Odası                                                              -Kafe / Yemek Alanı

-Toplantı Odası                                                               -Kütüphane

-Mekanik Destek / Kontrol                                   -Bakım Onarım Alanı

-Canlı Bilim Laboratuvarı                                       -Ameliyathane

-Kimya Laboratuvarı                                                   -Yoğun Bakım Alanı

-Uzay Mühendisliği Laboratuvarı                       -Muayene Odası

-Fizik Laboratuvarı                                                        -Müşahade Odası

-Coğrafya Laboratuvarı                                                -Eğitim Alanları

-Biyoloji Laboratuvarı                                                   -Balkon

-Jeofizik Laboratuvarı                                                    -Ortak Alan

-Bitki Bilim Laboratuvarı                                              -Sera

-Bilgisayar Mühendisliği Laboratuvarı                          -Acil Çıkış / Atık Çıkış

-Makine Mühendisliği Laboratuvarı                              -Karantina Alanı

-Mimarlık Laboratuvarı                                                 -Acil Müdahale Alanı

-Şehir Bölge Planlama Laboratuvarı

-İnşaat Mühendisliği Laboratuvarı

Tasarlanan modüllerde bağlantıların bulunduğu ve dairesel planın birleştiği noktalara geçiş kapıları konulmuştur. Bu kapılar, olası felaket durumlarında bir birimde oluşacak patlama, yangın, havalandırma sorunu gibi durumlarda kapıların kapatılarak olay yerinin devre dışı kalmasını ve kullanıcıların sağlıklı olan bölgeye geçiş yapmalarını sağlayacaktır. Bu tip durumlarda ortak alanı ve dış çeperi korumak adına kat koridorları mahallerin içine alınmış ve sorunlu bölgenin kolay onarılmasını amaçlamıştır. Modülün formunda, yüzeyin genişliğinin avantajını kullanarak yatayda yerleşime uygun olacak şekilde bir tasarım ortaya konulmuştur. Nüfusun artmasına yönelik çalışmalarda bağlantı koridorları vasıtasıyla eklemlenerek esnek plan anlayışına uygun bir planlama ve hızlı modülleşme sistemi oluşturulmaya çalışılmıştır. Tıpkı OASIS projesinde olduğu gibi olası felaket senaryoları düşünülerek her bir modülün altında planların izdüşümü olacak şekilde sığınaklar yapılmış ve gerekli görüldüğü takdirde yardım ulaşana kadar kullanıcıların bu sığınakta yaşaması amaçlanmıştır. Bu detayların yanı sıra yapılan araştırmalar ve oluşturulan tasarım sonucunda, projenin Mars’ın odak ve çekim noktası haline geldiği düşünülerek tasarıma Mars’ın iki uydusundan biri olan Phobos’a hitaben PHOBOS 50 ismi verilmiştir.

Sonuç olarak, insanoğlunun yaşadığı ve hayatını idame ettirmek için bağlı olduğu gezegen olan Dünya’ya yaptıkları, buna paralel olarak her geçen gün gelişen teknolojinin nimetleri ile Mars, ulaşılması mümkün gözüken ikinci bir gezegen olma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir. OASIS 30 VE PHOBOS 50 projelerinde de bu varsayıma cevap verebilecek tasarımlar oluşturulmaya çabalanmıştır. Her iki tasarımda insanlığın medeniyetini sürdürmek için ihtiyacı olan unsurlar göz önünde bulundurulmuş ve bu konuda yaklaşımlar yapılmıştır. Sürdürülebilir bir yaşam ile aşırı dış koşullara sahip bir gezegende uygun merak üretmek her ne kadar zor olsa da, OASIS 30 ve PHOBOS 50 projelerinin bu gezegende bir hayat sürdürülmesi adına doğru kararlar ile oluşturulduğu düşünülmektedir.

Mimarlık ve 3B Yazıcı

Günümüzde gelişen teknoloji ile birçok alanda hayatımıza giren ve son zamanlarda adını daha sık duymaya başladığımız 3B yazıcılar hakkında biraz bilgilendirme yapmak ve fikirlerimi içeren bir yazı yazmak istedim.

Evlerimizde kendi şartlarımızla kurabileceğimiz kadar yaygınlaşan 3B yazıcılar son yılların tüm dünyadaki teknolojik seyrini değiştiren en önemli atılımlarından biri olma yolunda emin adımlarla ilerlemeye devam ediyor. Özellikle pandemi sürecinde yetersiz maske stoğuna destek vermek amaçlı başlayan kampanyalarda üretilen siperlik ve diğer ekipmanlarla bu uygulamaya yakından tanık olduk. İçlerinde mimarlık ofislerininde bulunduğu birçok kuruluş bu bağlamda destek vermek amaçlı bünyelerindeki 3B yazıcıları maske ve siperlik üretimi için uygun hale getirdiler. Böylece devasa fabrikalarda uzun aşamalar sonucunda ortaya çıkan ürünlerin bir kaç metre kare alanda da azımsanamayacak sayıda üretildiğini gözlemledik.

Dünya’da 3B yazıcı ile yemek üretmeyi başaran Singapur, bir kaç yıl içinde Mars’a kurulacak olan koloni çalışmaları öncesinde 3B yazıcı destekli robot ile üretilen Marsha; bu iki uç örnek aslında daha önce de 3B yazıcıların tahminimizin çok hızlı yol katettiğini ve birbirinden çok farklı alanlarda tamamen farklı hizmetlere hitap edebileceğini gözler önüne sermişti. Ancak bunların acil durumlar dışında düşünülmüş, tasarlanmış ve planlanmış olduğunu bilerek, pandemi gibi acil ve zorlu bir süreçte de bu yazıcıların insanlığa yardım konusunda verdikleri, onu gözümüzde farklı bir noktaya ulaştırmayı başarmıştır.

Singapur’da 3B yazıcı destekli üretilen yiyecek
Kaynak: https://www.singaporetech.edu.sg/digitalnewsroom/from-purees-to-palatable-3d-printed-food/

Peki Mimarlık Ofisleri Bu Yazıcıları Neden Kullanır ?
İlk alan gelen cevap tabi ki maketlerin modellenmesi konusunda verdiği destektir. Kurulumu ve parçalarına erişimi kolay olması sebebi ile birçok ofis bu yazıcıları bünyesinde bulundurarak sistem çarkına konumlandırmıştır. Model olarak kullanımın yanı sıra bir takım ofisler bazı yapılarını 3B yazıcı ile oluşturmayı başarmış ve mimari üretim sürecine ışık tutan girişimlerde bulunmuşlardır.
Bunun yanında hobi amaçlı obje tasarlamak için evlerinde, ofislerinde bu sistemi kuranların sayısı da azımsanamayacak derecede fazladır.
Tabi ki bu bilgilerin ardından akla ilk gelen sorulardan biri, ileride bu yazıcılar mimaride ne gibi roller oynayabilir ?

Bunu tahmin etmek oldukça güç olmakla beraber, 3B yazıcıların mimarlıkta ve diğer birçok meslek grubunda işin içine daha fazla dahil olacakları kaçınılmaz bir gerçek.
Geçmişte “gelecekteki robotlar” dediğimiz şey bu değil miydi aslında?
Ancak önemli olan konu, işin içine ne kadar dahil olabilirler ? Mesela bir şantiyeyi 3B yazıcıya teslim etmek mümkün olabilir mi ?
Aslında bakıldığı zaman şuan ki işlevi ile bir inşaatın içinde bulunduğundaki işlevi aynı, her ikisinde de istediğiniz objeyi/yapıyı gerçeğe uygun ölçülerle üretmesi. Tek bir farkla; boyut. Şuan ki 3B yazıcıların devasa objeler ve yapılar gerçekleştirmesi mümkün olmamakla beraber, bu kadar karmaşık malzeme grubunu bir arada oluşturabilecek kapasiteye erişebilecek mi bu da ayrı bir soru işareti.. Bunu zaman gösterecek.

Son olarak işe farklı bir pencereden bakarak 3B yazıcıların ekolojiye katkısını sorgulamak istiyorum. Sadece mimarlık ile olan ilişkisine baktığımızda bile, 3B yazıcılar ile kağıt, karton gibi maket malzemelerine duyulan ihtiyacın azaldığı gözle görülür bir gerçek. Bu durum, büyük ölçekte düşünüldüğü zaman ciddi oranda ağacın kesilmesine engel oluyor. Sırf bu özelliği bile tek başına oldukça önemliyken, peki ya bu 3B yazıcı hammaddeleri geri dönüştürülebilir atık malzemelerinden üretilirse ? Ağaçların kesilmesinin yanında doğada bıraktığımız atıkların üretimlerimize katkı olarak dönüşmesini sağlayacak bu fikir için mutlaka çalışmalar yapıldığını düşünüyor, merakla bekliyorum.

Okuduğunuz için teşekkürler, bir sonraki yazıda görüşmek üzere,

Nur Özlem Kale

Mimarlık ve 4 Yapı

Her geçen gün çevremizde yeni bir yapının türediğini görmek mümkün. Günümüzde, yapı inşaat etmek ile mimari bir yapı inşaat etmenin arasındaki farkın gözetilmediğini düşünenlerdenim. Maalesef ki bizi ve çevremizi ilgilendiren, yaşadığımız ortamları besleyen mimarlık, beton+demir+çimento’su olan herkesin yapabileceği bir meslek haline dönüştü. Buna karşın, inşaa edilen yapı sayısı arttıkça, nitelikli yapı sayısında ise ciddi oranda azalma görüldü.

Peki bu yapıları neden niteliksiz olarak adlandırıyor ve çevremizde türemelerinden rahatsızlık duyuyoruz ?

Bu soruya cevap vermek için nedenleri bulmak yerine, nitelikli dediğimiz yapıların neden bu sıfatla adlandırıldığını bulmak daha kolay ve açıklayıcı olabilir.

Mimar olun veya olmayın hepinizin, “ah bi yakından görsem, içinde bulunsam, çevresini dolaşsam” dediğiniz yapılar vardır ve bu yapılarda bu cümleleri söyletecek bir takım özellikler..

Bugün de kendi “ah yakından görsem, içinde bulunsam” dediğim yapıları seçip, bu yapıların neden bu hissi verdiklerini açıklamaya çalışacağım.

Sıralamasız olarak listelediğim bu yapılardan ilki; Ronchamp Chapel – Le Corbusier

Bu yapının beni en etkileyen özelliğini; yapılan bir eskizle açıklamak mümkün sanırım.

Yapılan eskiz, yapının derdiğini o kadar iyi anlatıyor ki, sadece bu görsele bakarak bile mimarın ana çabasını anlamak mümkün.

Amacının ne olduğunu anlamadan, dışarıdan bakıldığında biçimsiz pencereler ve bir takım hareketler olarak yorumlanabilecek yapının, aslında ne kadar kafa yorularak ve üzerinde düşünülerek ilerlediğini anlamak gerekiyor.

Bu örneği seçmemdeki temel sebep elbette ki ışık; günümüzde çoğu yapıda günün hangi saatlerinde hangi yönden aldığı asla önemsenmeyen ve geçiştirelen bir konu. Basitmiş gibi gözükse de bir ışık kaynağının yapıya neler katabildiğini çok net şekilde gösteren iyi bir örnek olduğunu düşünüyorum.

Bir sonraki yapı ise çizimlerini yapmaktan çokca zevk aldığım; Casa Mila – Gaudi

Az önceki örnekte anlatmak istediğim ilk öge olan Işık‘tan sonra, burda ki veri ise Sanat.

Mimarlık, mühendisliğin sanat ile birleşmiş halidir diye bir söz vardır. İşte bu cümlenin karşılığı benim için; Gaudi. Yapının baştan sona mimari bir tarzının olması dışında bir sanat eseri olduğunu söylemek mümkün. Kimilerine göre ürkütücü kimilerine göre heyecanlı olarak tanımlansa da görüldüğü andan itibaren merak uyandıran, ve her bir köşesinin detaylıca düşünüldüğü şüphesiz olan Casa Mila, benim için Mimarlık dediğimizde aklıma gelen o yapılardan biri…

Ve bir sonraki yapı “karşısında oturup uzun süre izleyebilirim” dediğim yapılardan biri olan Guggenheim Museum – Frank Lloyd Wright

New York’ta yaşasaydım yolumun buraya çıkması için kendime bahaneler yaratırdım…

Çok sevdiğim bir hocamın beğendiği yapılar için sık sık kullandığı bir cümleydi; yolumun düşmesi için bahane üretirim.

O cümleyi kullanabileceğim bir çok yapı vardır elbette, Guggenheim Müzesi’de onlardan biri. Bir şeye benzetecek olsaydım; -sanat müzesinde gezerken karşılaştığım bir heykel gibi- derdim. Yine bi hocamın benzetmesi olan “Mimarlar heykeltraşlara benzer, onlar mermeri şekillendirir, bizler yapıları” derdi. Bu yapıda bana alışık olduğum köşe yapılarının dışında, sokak nizamını takip etmeyen, aksine tamamen zıt gidip sıyrılarak, aykırılığı sevdiren ve benim gözümde heykel yapılara örneklerden biri olmayı başardı.

Bir sonraki yapı, bambaşka bir ülkeden geliyor; National Assembly Museum – Louis Kahn

Bu yapıyı listeye sokan şey sanırım hikayesi..

Hem Louis Kahn’ın hemde yapının hikayesi Bangladeş Ulusal Meclis Binası’nı listeye sokmama büyük bir etken oldu. Öncelikle Louis Kahn’ın hikayesini okumanızı/izlemenizi kesinlikle öneririm. Kısaca özetlersek bir takım fiziksel özellikleri yüzünden hayatı boyunca tuhaf bakışlara maruz kalan Louis Kahn, bu yapı ile Bangladeş halkının gönlüne tabiri caizse taht kurarak çok büyük bir ilgi görüyor ve çok seviliyor. Bangladeş’in bağımsızlığını ilan etmesi ile, bu yapı ülkenin demokrasi ve bağımsızlığı adına anıtsal bir değer olarak görülüyor. Koca bir çölün ortasında yapılan yapının, çevresinde yaratılan su ile çöl izlenimi tamamen ortadan kalkıyor. Işığı içeri almak için cephede açtığı boşluklar yapının içerisinde etkiliyeci bir hava bırakıyor. Louis Kahn yapının bitirildiğini göremeden vefat etmiş olsada, ardında halk için anıt niteliğinde bir yapı bırakıyor.

Mimarlığı 4 yapı ile anlatmaya çalışmak tabiki çok yetersiz olur ancak bugün sizlere bu 4 yapı ile neden bazı yapıların hayatımızda kalıcı izler bıraktığını biraz olsun açıklamaya çalıştım. Yazının başında da dediğim gibi herkesin “yakından görmeyi çok isterim” dediği bir yapısı vardır. İşte bunlar da benim bakış açımı etkileyen ve geliştiren yapılardan. Yıllar sonra fikirlerim aynı olur mu bilemem, ancak şuanki fikirlerimin oluşmasında etkili olduğu kesin..

Eskize Giriş 101 *

“Eskize yapmaya nereden başlamalıyım, nasıl ilerlemeliyim? ” Bende yapmak istiyorum ama yeteneğim yok (en çokta size bu yazım) diyenler buyrun yeni yazıma..

Herkese tekrar merhaba, bugün bildiğiniz gibi benim bu yazıları yazmamı ve sizinle irtibat kurmama vesile olan eskiz hakkındaki fikir ve görüşlerimi paylaşacağım. Kendimce tavsiyelerimin sizlere faydalı olmasını umuyorum..

Öncelikle eskiz; Fransızca esquisse kelimesinden gelen mimari eserler ve resim için çizimlerle yapılan ön çalışma, taslak anlamına gelir. Burada ön çalışma ve taslak kelimelerinin altını çizmek istiyorum. Eskiz dendiğinde çoğunuzun gözünde canlanan çizimin eskizden çok farklı olduğunu görüyorum. Eskiz bir kaç çizgiden, tek renk bir kalemden, herhangi bir kağıt parçası ile pekala oluşturulabilir. / Belkide benim çizdiklerim bu konuda biraz yanıltıcı olabilir. Onların çoğunun eskiz değil çizim olduğunu tekrar söylemekte fayda olduğunu düşünüyorum/

Bu konuya açıklak getirmeye çalışarak başladığım yazıma, konunun daha net anlaşılması için dünyadan ve ülkemizden birer mimarın eskizlerini gösterek devam etmek istiyorum.

Cumhurbaşkanlığı Yazlık Konutu, 1932-1935, Büyükada, cephe eskizleri – Rahmi M. Koç Arşivi & SALT Araştırma, Sedad Hakkı Eldem Arşivi
Sosyal Sigortalar Kurumu Kompleksi, 1962, Zeyrek, İstanbul, cephe eskizleri – Rahmi M. Koç Arşivi & SALT Araştırma, Sedad Hakkı Eldem Arşivi

http://kot0.com/mimarlarin-eskiz-defterleri-001-sedad-hakki-eldem/

Özellikle seçtiğim Sedat Hakkı Eldem’in bu iki farklı projede yaptığı iki eskiz ile derdini çok iyi anlattığını düşünüyorum. Burada yine derdini anlatmak kelimesini çok önemsiyorum. Eskizin, bir yapıyı kusursuz ve harika çizimlerle resmetmek, renkli kalemlerle her detayını vurgulamak olmadığını, aksine en basit ve sade bir dille /veya mimarın kendi üslubuna uygun bir dille/ alıcıya aktarmak olduğunu söylemek istiyorum. Aslında özet olarak; hiçbir kaygı taşımadan mimarın kendi düşüncelerini kağıda aktarması diyebiliriz.

Bir diğer mimarın eskizleri ile devam edelim.

Le Corbusier’in gezileri sırasında yaptığı eskizlerin bulunduğu eskiz defterinden bir sayfa.

Baktığınızda eminim ne kadar /çocukça/ diye içinizden geçirdiniz. Ama eskizde bunun bir öneminin olmadığını bu iki ünlü mimarın eskizleri ile hissedebiliyoruz. Le Corbusier’in de yine kendisi için yaptığı bu eskizlerde amacının sadece derdini anlatmak ve kendi üslubu ile /toprak için gösterdiği tarama gibi/ kafasında geçenleri kağıda aktarmak olduğunu görmek gerekiyor. /Ben kendimce bunu bir müzisyenin o an yaptığı bestelerini unutmamak için hızlıca kağıda yazmasına benzetiyorum. Önemli olan o müzisyenin o an ki el yazısının güzelliği değil sözlerindeki anlamın ve müzik ile olan uyumunun güzelliği elbette. /

Sedat Hakkı Eldem ve Le Corbusier… Seçtiğim iki mimarında gerçek mimarlar olduğuna hepimiz hemfikiriz. Tasarımlarını gerçekleştirdikleri dönemde günümüzde olduğu gibi bilgisayar ve teknolojik gelişmelerin olmadığınıda biliyoruz. Yani demek istediğim dertlerini, fikirlerini sadece elleri ile /maket,çizim/ anlatan bu iki insan harika eskizler yapmadan da çok başarılı mimarlar olabildiler. Buna dayanarak sizlerinde hocalarınıza projelerinizi anlatırken veya bir işveren karşısında tasarımınızı eskizle anlatmak istediğinizde kendinize güvenmenizi ve karşınızdakilerin sizden inanılmaz şeyler beklemediğini farketmenizi istiyorum. Tabi ki kimileri gerçekten sahip olduğu yetenek ile düşündüğü şeyi çok daha hızlı ve anlaşılır bir dille kağıda dökebiliyorken, kimileri bu anlamda zorlanabiliyor. Burada bu yeteneği kazanmanın tek yolu bol bol pratik yapmak. Beyninizin elinizle uyumlu olmasına izin vermelisiniz.

Peki ama bunu nasıl yaparız ?

İlk olarak söyleyeceğim tavsiyeyi birçoğunuz ile mesaj yoluyla bolca konuştuk. Tabi ki de eskiz kağıdı kullanmak. Başlangıç için önerim; hepinizin mutlaka beğendiği mimarlar var ve onların Archdaily gibi sitelerde neredeyse tüm projelerinin kesit görünüş plan düzleminde tüm çizimleri bulunmakta, hatta kimilerinin eskizleride; işte bu çizimlerin birer çıktılarını alarak üzerine eskiz kağıdı ile tekrar çizmeniz. Çok hızlı sürede elinizin kalem tutuşundan, zihninizde canlandırdığınız perspektife kadar bir çok yönünüzün geliştiğini göreceksiniz.

/Bunun için eskiz rulosu kullanmak motivasyon olarakta size yardım edecektir. Kullanım kolaylığının yanı sıra rulonuz doldukça ve siz sayfaları çevirdikçe kendinizdeki gelişimi göreceksiniz aynı zamanda elinizde çok güzel verileri bir arada toplamış olacaksınız/

/Ayrıca bu çizimleri yaparken, özellikle yapıların kesitlerini çizdiğinizde mimari olarakta kafanızda birçok şey oturacak. Emin olun bir yapıyı okumakla (kesit ve planlarına bakmak), onu yeniden çizmek arasında inanılmaz farklar var. Sizde plan ve kesitleri tekrar çizdikçe mimarın bazı çözümleri nasıl yaptığını göreceksiniz ve bu sizin zihninizde bir yerde kendi projelerinizi çözerken her zaman yer alacak ve tabi ki çözümlerinizde kolaylık sağlayacak /

/Bu kısımda renk kullanmak için acele etmemenizi önermekte fayda var, siyah beyaz çizimler başlangıç için çok daha kolay ve iyi bir yöntem olacaktır./

İkinci önerim, odanızda, evinizin bir köşesinde basit olan alanları çizmeyi denemek. Bu yatağınızda uzanırken gördüğünüz masanızın altında kalan çöp kutusu, veya salondaki koltuk takımının yanındaki sehpa olabileceği gibi her gün gördüğünüz köşelerden herhangi biri olabilir. Aynı bölgeyi belirli aralıklar çizmeyi deneyin, bir süre sonra farketmediğiniz noktaları görmeye başladığınızı anlayacaksınız. Zamanla ışığın nereden geldiğini, nerede gölge yaptığını farkedecek ve bunları çizimlerinize yansıttığınızı göreceksiniz.

Bir rulo eskizi bitirdikten ve bu minik alıştırmaları yaptıktan sonra eliniz iyi derecede gelişecektir. Buradan sonra artık eskiz kağıdı yönteminden ayrılıp, opak bir kağıtla çizimlerinize devam etmenizi öneririm. Perspektif bakış açınızın gelişmesi ile artık çizimlerin üstünden geçmenize gerek kalmadan, sadece bakarak çizimlerinizi ilerletmelisiniz.

/Burada minik bir tavsiye daha; bu pratik yapma sürecinde çizim videoları izlemekte size çok faydalı olacaktır. Başka birinin anlayışını görmek, çizerken dikkat ettiği şeyleri anlamaya çalışmak, çizime nereden başladığına ve nasıl ilerlettiğine bakmak önemlidir. Bunun için Youtube’da yabancı kaynaklar çok fazla var. Ayrıca perspektif çizmenizde yardımcı olacak “iğne ve ip” yöntemide işinizi inanılmaz kolaylaştırabilir. Bu videolara bi bakın derim /

Bir diğer yöntem ise projelerinizi bilgisayar ortamına taşımadan önce mutlaka eskiz kağıdı aşamasından geçirmeniz. Çoğunuz bilgisayarda çizdiğiniz şeylerin çıktısını aldığınızda ” aa burası niye böyle olmuş ya?” demişsinizdir. Çünkü bilgisayar ortamında elinizde bir aracı olan mouse ile yaptığınız çizimlerle, direk temasla herhangi bir aracı olmadan kaleme ve kağıda dokunmak arasında ciddi farklar vardır. Aldığınız bu çıktıların, üzerinden geçtiğinizde (öğrenci iseniz hocanızla, çalışıyor iseniz kendiniz veya müşterinizle vs.), değişilmesi gereken noktaları belirlediğinizde direk olarak bilgisayara başvurmayın. Önce elinizle o “burası böyle olacak, şurası şöyle olacak, burayada bunu koyarım” dediğiniz yerleri kağıt kalemle çizin, karalayın bakalım öyle olacaklar mı? Son kararı verdiğinizde bunu artık bilgisayara aktarma kısmına geçin. Emin olun zahmetli gibi görünsede bilgisayarda yapacağınız defalarca değişimden ve denemedense elinizde yapacağınız hızlıca eskizleriniz işinizi çok daha kolaylaştırıcaktır. En önemlisi ise ölçek anlayışınızı çok çok geliştirecektir. /Bir planı elinizle 1/50 ölçeğinde veya yakın ve tefrişlerle çizebiliyorsanız bu gerçekten tüm projelerde sizi zaman olarak günlerce ileri atabilir./

Bu aşamaları yapıp yeterince pratik edindikten sonra aslında söyleyecek fazla şey kalmıyor. Tabiki bu süreç herkeste farklı ilerleyecektir. Kiminiz çok daha hızlı yol alırken kiminiz tökezleyecektir. Ama lütfen benim yeteneğim yok cümlesine asla sığınmayın.

Yetenek = Bol Pratik lütfen bunuda unutmayın..

Hepinize eğitim ve iş hayatınızda başarılar diliyorum. Kendinizi geliştirmekten asla vazgeçmeyin. Ve en önemlisi hiçbir şeyi gözünüzde büyütmeyin.

/Bu arada taktikler işe yaradığında benimle paylaşın lütfen 🙂 /

Beni okuduğunuz ve takip ettiğiniz için teşekkürler, bir sonraki yazıda görüşmek üzere..

Mimarlık Öğrencilerine Kitap Önerilerim

Herkese merhaba, uzun bir aradan sonra en çok konuştuğumuz ve sorduğunuz sorulardan birine cevap yazmak üzere buradayım. Buraya uğramayalı epey olmuş ve bende özlemişim açıkcası. (Bir sonraki yazı için arayı bu kadar açmamalıyım bence). Son yazımdan şuana kadar aramıza yeni mimarlık öğrencileri katıldı, öncelikle hepinizi tekrar tebrik ediyorum ve başarılar diliyorum. Bir çoğunuzla instagram üzerinden iletişim halindeyiz, mimarlık ile ilgili sorularınız üzerine sohbet edip fikirlerimizi paylaşıyoruz. Bu durum benimde sürekli sizden yeni şeyler öğrenmemi sağlıyor ve fikirleriniz/tavsiyeleriniz ile yeni konular ortaya çıkıyor.

Bugünki konumuza gelecek olursak…

Mimarlık öğrecilerine hangi kitapları tavsiye ediyorum ve neler okudum/okuyorum.

Kitaplar hakkında yazmaya başlamadan önce bu alanda çok fazla kitaba sahip olmadığımı belirtmek istiyorum. Kitap okumak en sevdiğim aktivite olsa da, her anımızı zaten mesleğimizle/okulumuzla uğraşarak geçirdiğimizi varsayarsak, kitaplar alemine girdiğimde farklı konularda okumayı, yeni alanlara ilgi duymayı ve mimarlıktan biraz olsa uzaklaşmayı tercih edenlerdenim. Mimarlık ile bir bilgi edinmek istediğimde her an elimizin altında ve ulaşımı kolay olan makaleleri daha çok tercih ediyorum. (Bu yüzden de sizlerle konuştuğumuzda mutlaka ingilizce bölüm okumanızı veya yabancı dilinizi ilerletmenizi tavsiye ediyorum.)

?Bir sonraki yazı makale tavsiyeleri mi olsa?

Bunların yanında tabikide belli başlı zamanlarda alıp karıştırabileceğim, içlerinden bana lazım olacak bilgiyi alabileceğim ve merak ettiğim mimari kitapları okuyorum. Bugün size kısaca 8 kitap hakkında bilgi vermeye çalışacağım.

Bu kitaplardan ilki daha öncede paylaştığım ve mimarlık fakültesine başlamadan hemen önce okuduğum kitap olan; Adolf Loos ‘un yazdığı Mimarlık Üzerine.

Tamamen “ben ne okuyacağım(mimarlığı kastediyorum), ne olacağım?” sorusuna cevap aradığım bir zamanda alıp okuduğum ve mimarlıkla ilgili fikir sahibi olmama fayda sağlayan bir kitaptır. Benim tavsiyem yeni başlayacak olan arkadaşların henüz fakülte hakkında hiç bir deneyimi yokken okumaları ve yıllar sonra mezun olduklarında tekrar okuyup aradaki farkı hissetmeleri. Özellikle Genç Mimarlarımıza bölümünü iyice okuyup anlamanızı tavsiye ederim. O bölümden bir alıntıyla bu kitabı noktalayalım. “…Ama sınavlardan çok, mimarlar kendi kendilerine zarar verdiler. Kendi seviyelerini kendileri düşürdüler, dünya da buna uygun tepki verdi.”

İkinci önerim fakültede iken aynı zamanda ders kitabımız da olan; Mimarlığın Öyküsü Leland M. Roth.

Epey kalınca olan -720- bu kitap az önce bahsettiğim kitap gibi hadi tek seferde baştan aşağıya okuyalım dan çok zaman zaman açıp bakacağınız, herhangi bir dönem hakkında bilgi sahibi olmak istediğinizde alıp okuyacağınız bir kitap. Çok fazla bilgi yüklemesi yapıp kafaları yakmak* yerine ara ara elinize alıp bölümleri okuyup notlar tutarak ilerlemenizi tavsiye ederim.

Üçüncü önerim Tarihin Mucize Yapıtları – Vuslat Uyanık / Yeliz Aksoy.

Belirttiğim gibi mimarlıkla direkt ilgili kitapları okumayı çok tercih etmiyorum. Mutlaka mimarlık + …(bişey).. olmalı ve sadece mesleki anlamda değil genel kültür olarakta farklı bilgilere erişmeliyim. Bu kitapta mimar olsun yada olmasın, her insanın bildiği ancak çok fazla hakim olmadığı yapılar hakkında kısaca bilgiler veriyor. İstanbul Beylerbeyi Sarayı ve Kudüs Ağlama Duvarı gibi her kültürden her ülkeden farklı bilgilere erişmek mümkün.

Dördüncü kitap önerim bence en eğlenceli olanı; Adım Adım ArkeolojiRaphael De Fılıppo / Roland Garrıgue

Bu kitabın bir mimarlık kitabı olduğunu söylemek tabiki mümkün değil. Ama bana kalırsa arkeoloji mimarlıkla çok alakalı. (Yeni başlayanlar fakültede bol bol duyacaksınız “mimarlar her konuda bilgi sahibi olmalı!”) Bu kitap çok eğlenceli çizim ve hikayelerle (kitap kapağını gördüğünüzde anlayacaksınız) basit bilgiler veriyor. Tamamen çizgi roman tadında eğlendirerek minik bilgiler veren çok hareketli* bir kitap. Kitap okumayı sevmeyen / konsantre olamayanların çok kolay okuyabileceği bir kitap olduğunu düşünüyorum. *Baştan söylüyorum elinize aldığınızda “bu ne çocuk kitabı mı ?” demeyin, ve tabi inanılmaz bilgilerde beklemeyin. Ben okurken çok eğlendim sizede tavsiyemdir.

Yavaş yavaş ilerliyoruz..

Beşinci kitabımız Mimarlık Öğrencileriyle Söyleşi Le Corbusier .

Bu ve bunun gibi bir çok mimarın söyleşi üzerine kitapları bulunmakta. Bi çırpıda okunabilecek bir kitap. Hakkında yazacak çok şey yok aslında, Le Corbusier’in düşüncelerini okumak isteyenler bu kitaba sahip olabilir. Bir alıntı ile küçük bir önbilgi vererek bu kitabı da bitireyim; “..Mimarlık nerelerde şimdi? Hiçbir dönemde bir toplum, bizimki kadar şaşkın, çaresiz kalmadı. Yaşamın maddesel süreciyle düşünsel davranış biçiminin doğal öğeleri arasındaki ilişkiyi böylesine koparıp yitirmedi”

Ne yazık ki bizler uyuyorduk ve ülkeyi tozlar kaplamıştı. ( sf.19 Le Corbusier)

Altıncı önerim ise Kevin Lynch tarafından yazılan Kent İmgesi adlı kitabımız.

Bu tarz kitapları okumak için kesinlikle şehircilik, kent, toplum,kentleşme gibi kavramlara meraklı olmak; altında neler yattığını öğrenmeye istekli olmak gerekiyor. Benimde en meraklı olduğum konular kentsel planlama, şehircilik gibi alanlar olunca bu kitaba ilgim artmıştı. Başlarda karmaşık gelse de içine girildiğinde çok derin konulara değinen bir kitap. Çevrenin İmgesi , Kent Formu gibi başlıklardan oluşuyor ve şehirlerin nasıl oluştuğu hangi kuramlara dayandığı ile ilgili detaylı bilgiler içeriyor. Bu alana ilgisi olanlara tavsiyemdir..

Sondan bir önceki önerim 100 Yapıda Mimarinin Geleceği adlı Marc Kushner tarafından yazılmış bir kitapçık*(minik olduğu için).

Bu tarz isimlere sahip kitapları pek sevemesemde *100 yapıda mimarlık *10 adımda tasarım *5 adımda eskiz vs. (isimler tamamen uydurma) , bu kitapta gerçekten mimarlığın geleceğine dair fikir sahibi olmak istiyorsak bilmemiz gereken yapılar aktarılıyor. Benimde zaman zaman içerisindeki yapıları pop quiz olarak kullandığım bu kitapta 100 adet sorunun her birine bir yapı ile cevap verilmiş 100 örnek bulunuyor. Birkaç örnek soru olarak; Hoşluk kamusal bir rahatlık mıdır? Kayanın içinde yaşayabilir misiniz? Renkler sabah yolculuğunuzu değiştirebilir mi?

Not: Bu kitapların en önemli özelliğinin araştırma isteği uyandırmak olduğunu düşünüyorum. Gördüğünüz bir yapı veya tasarımı araştırmaya başladığınızda koca bir deryaya dalıp, bir yapıdan ziyade bir çok yapı inceleyerek yeni şeyler öğrenmeye büyük fayda sağladığı kanısındayım.

Ve geldik sekizinci ve son kitap önerime.. En sevdiğimi en sona bıraktım. Koruma Sorunlarımız Mimarlık ve Kentleşme Mete Tapan.

Üzerine çok uzun konuşulabilecek / yazılabilecek bir kitap ancak ben çok fazla şey söylemek yerine sizden sadece okumanızı rica ediyorum. Şuan ve yakın geçmişte yaşadığımız olaylar öyle açık anlatılmış ki okurken “vah vah” dememek elde değil. Adından da anlaşılacağı üzere “nasıl koruyamadığımızı” çok güzel açıklamış Mete Tapan. Korumaya neden gereksinim duyarız? Kentsel bellek nedir ? İstanbul’da ulaşım için ne yapılmalı? gibi onlarca soruya cevap veriyor bu kitap. Okurken kafanızda yeni ışıkların yanacağına eminim. Unutmadan bu kitap aslında gazete ve dergi yazılarından oluşuyor. Mete Tapan’ın bu zamana kadar yazdığı yazıların birleşmiş hali diyebiliriz. Yani başta söylediğim gibi mimari kitaplardan ziyade makale, araştırma-inceleme yazıları okumaktan keyif almamı açıklayan bir kitap olduğu için sanırım favori kitabım bu oldu, ve tabiki “aydınlandığım” için..

Umarım sizler için faydalı bir yazı olmuştur. Bu yazıyı yazdıktan sonra daha fazla ve daha farklı mimari kitaplara sahip olmam gerektiğini düşündüm. Bu konuda bende sizden tavsiyelerinizi ve geri dönüşlerinizi bekliyorum. Önerecek kitap bulmak için çok fazla okuyup içlerinden seçim yapmak gerekiyor tabi. Buda yıllarca süren bir serüven aslında. Bu kitapları sizin için seçerken hepsinin birbirinden farklı olmasını istedim, hepinizine ayrı ayrı hitap etmeyi. Ben yazarken çok keyif aldım umarım sizde okurken keyif alırsınız. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere 🙂

Not: Geri dönüşlerinizi e-mail veya mesaj yoluyla yapabilirsiniz. Sizlerin öneri ve eleştirilerini duymak beni mutlu eder.

MİMARLIK ÖĞRENCİSİ

YAZ TATİLİNİ NASIL DEĞERLENDİRMELİ ? -Kısa öneri

Mimarlık öğrencilerinin en çok merak ettiği konulardan bir diğeri olan “Yaz tatilinde neler yapabilirim?” sorusuna cevaplar verdiğim bu yazımda kendimce öneriler ve fikir vermeye çalıştım.

Öncelikle çok yoğun bir dönemden çıkan ve tek istediği günlerce uyumak olan, aylardır bu günlerin gelmesini bekleyen ve geldiğinde de çıktığı tempodan dolayı afallayan-ne yapacağını şaşırıp sıkıntıdan patlayan- canlıya mimarlık öğrencisi dendiğini hepimiz biliyoruz.

Her ne kadar dinlenmeye hasret kalsa da, istemeden o tempoya alışıp daha sonrasında büyük bir boşluğa düşerek sorunlar yaşadıkları doğru. Ancak herşeye rağmen ilk önerim yine dinlenmek olacak. Bedeninizi eve psikolojinizi fazlaca yorduğunuz yaklaşık 9 aylık süreçten sonra doğru bir şekilde kafanızı boşaltmak ve dinlendirmek bence ilk ve en doğru adım olacaktır. Tabi bu süreç çok uzun süremeyecek “kan-ter-gözyaşı” özleyen celladına aşık mimarlık canlısı kendisi için yeni uğraşlar arayacaktır. *mizah

İlk akla gelen staj yapma fikri klasik olsa da gerçekten verimli bir yöntem olabiliyor. Ancak bu sizin ne kadar istediğinizle de doğru orantılı. Böyle bir dönemde staj yeri bulmanın ne kadar zor olduğunun farkında olarak, yine de bulabildiğiniz yapabildiğiniz her yerde -iyi veya kötü- staj yaparak piyasayı ufakta olsa koklamanız, o havayı hissetmeniz, okul ile iş arasındaki farkı ayırt etmeniz önemli. Ama hepsinden ziyade işin içinde olan yeni insanlar tanımanız ve onlarla irtibatınızı sağlam tutarak kendiniz için tabir-i caizse veritabanı oluşturmanız her zaman faydalı bir yöntemdir. Staj konusunu kapamadan hemen önce bulamayan arkadaşlar için önerim –kapı kapı dolaşmak. Çoğu zama hüsranla sonuçlansa da sonunda birisi azminizi farkedip bu döngüyü mutlaka kıracaktır.

Yine mesleki açıdan ilerleyecek olursak, akla gelen bir diğer yöntem tabiki de yarışmalara katılmak olacaktır. Birinci olmanın ödül kazanmanında dışında en önemlisi; ekip halinde çalışmayı öğrenmek okul takım çalışmaları dışında, başarılı veya değil bir şekilde bir projede baştan sona yer almak ve bunun her aşamasında söz sahibi olabilmek, bir yerlerde şimdiden adınızın duyulmasını sağlamak vs.. Bu ve bunun gibi bir çok şeyi size kazandıracak olan öğrenci yarışmaları boş vakitlerinizde gerçekten verimli olabileceği gibi portfolyonuzda sizler için artı sağlayabilir.

Hazır portfolyo demişken şimdiden buna başlamak isteyen arkadaşlar içinde yaz tatili güzel bir zaman. Yaptığınız projelerinizi geliştirerek, sunum teknikleri öğrenmek ve photoshop (ve buna benzer programlarda) gelişmek boş zamanlarınızda yapabileceğiniz etkili yöntemlerden biri olabilir.

Başka bir konuya gelecek olursak ; rota oluşturmak. Ekonomiyi ve kuru bilerek yurtdışı konusuna hiç girmiyor ve o faslı geçiyorum. Hepinizin yapabileceği ve tahmininizden çok daha verimli olan tavsiyeye geliyorum; yaşadığınız şehirde oluşturduğunuz günlük rotalar. Özellikle İstanbul’da yaşıyorsanız bu gerçekten çok büyük bir şans. Çoğunuzun bilmediği, belki her gün önünden geçtiği yerlerin, gerçek yüzünü öğrenmek, dokuyu anlamaya ve okumaya çalışmak beklediğinizden çok daha verimli ve eğlenceli bir yöntem. Maalesef hepimiz Avrupa’da Asya’da bulunan mimarları ve yapıları son derece yakından tanırken kendi ülkemizde sayabildiğimiz yapı ve mimar sayısı iki elin parmağını geçmiyor. Bunu da göz önüne alarak yaşadığınız şehirlerde arkadaşlarınızla oluşturacağınız “1 defter 1 kalem” rotalarıyla kendi mimarlarımızı, geçmişimizi ve katmanlarımızı öğrenmek için yapacağımız mini turlar belki de okuyacağınız hiç bir kitapta hiç bir makalede göremeyeceğiniz, bilemeyeceğiniz şeylerin varlığını size hissettirecek. Milli Reasürans’ı yakından tanımak, Süreyya Operası’na girmek, Tomtom Mahallesi’nin sokaklarında dolaşmak… Bilmediğiniz o kadar fazla şey olduğunu farkettiğinizde ve sadece bir sokağın sizi bu kadar etkilemesine izin verdiğinizde demek istediğim şeyi çok daha iyi anlayacaksınız. Bu gezilerinizde elinizde bulunan bir deftere notlar alarak o an hissettiklerinizi-düşüncelerinizi yazmanız, belki çektiğiniz fotoğrafları yazılarınızın altına koyarak arşivlemeniz ve yıllar sonra mimarlığı bitirdiğinizde tekrar aynı yerlere gidip yeni bakış açılarıyla yıllar önceki yorumlarınızı okuyarak kıyaslamanız, hem size geçirdiğiniz süreci hissettirecek hem de yıllar sonra koca bir arşive sahip olmanın mutluluğunu verecektir.

(Yukarıda bir kaç örnek vermiş olsamda gezilecek yerler ve bilinmesi gereken yapılar bu yazıda yer alamayacak kadar uzun ve ayrıntılı, belki başka bir yazıda bunları daha detaylı anlatabilirim.)

Bir de başka açıdan bakalım.. Ömrünüz boyunca bu mesleği yapacağınızı ve sürekli bunlarla iç içe olacağınızı düşünürsek ve ayrıyeten bu kadar boş vakitlerinizinde bir daha olmayacağını göz önünde bulundurursak, aslında bu boşlukların sizlerin kendilerinizi tanımanızda ne kadar önemli fırsatlar olduğunu gösteriyor. Yani yeni bir hobi bulmak, başka bir yeteneğinizi keşfetmek için biçilmiş kaftan. Bu herhangi bir enstrüman çalmak, dil öğrenmek olabileceği gibi yeni bir spor dalına başlamak veya pastacılık konusunda kendinizi keşfetmeniz gibi yüzlerce şey olabilir. Tüm hayatı tek bir dalda toplamadan, kendinize farklı kapılar açarak mesleğinizden uzaklaşmak, kafanızı dinlemek için mutlaka farklı bir uğraşa sahip olmak tüm bunlar içerisinde belki de en önemlisi. Tüm enerjinizi tek bir alanda harcamak yerine, kendinize enerji yükleyecek yeni uğraşlar oluşturmak bugün ve yarın için atacağınız en önemli adımlar aslında..

Tabiki kendinizi mesleğinize hazırlayın. Bilmediğiniz programları öğrenin. Tavsiyem her program hakkında bilgi sahibi olup, kendinize uygun olanı seçip onda ilerlemeniz. Tabiki kendinizi eksik gördüğünüz alanlarda geliştirin, çabalayın. Ama bunları yapmak için yaklaşık bir ömür kadar vaktiniz olduğunu unutmadan, kendinizi mesleğinizin içinde boğmadan kendi kapasitenizin farkına vararak, hırslarınızın içinde kaybolmadan anın tadını çıkarın. İçinizden ne geliyorsa onu yapın. Bolca okuyun, yazın, izleyin, tanışın.

EKÜMENOPOLİS BELGESELİ – Özet ve Yorumum

EKÜMENOPOLİS – UCU OLMAYAN ŞEHİR (2011)

Ekümenopolis belgesinde kentsel dönüşüm denilen olgunun nasıl bir kavram olduğunu, arkasında yatan bir takım gerçekleri, gördüğümüz “kentsel dönüşüm” başlığı altında insan hayatlarına ve şehirlere yaptığı etkiyi görüyoruz.

Öncelikle kentsel dönüşüm denilince aklımıza ilk gelen; bir takım eski binaların yıkılıp yerine yenilerinin yapılarak kentin gelişmesi, orada barınan veya çalışan halkın daha iyi şartlar altında yaşayacağı yeni bir düzene geçmesi gibi basitçe özetlenebilir. Her açıdan bireylere, topluma, çevreye, devlete fayda sağlayacak gelişim sürecinin başı olarak görülür. İnsanların daha iyi, yeni temiz ve modern evlere kavuşması, şehrin büyüme sürecine girmesi ardından finans şehri halini alması, yeniden yapılan yapılar ve düzenlemeler sayesinde çevreninde dönüştürülerek deprem, sel, yangın gibi afetlere karşı tedbirler alınması her zaman toplum açısından olumlu karşılanır. Kentsel dönüşüm denildiği zaman akla gelen bu gibi nedenler bu güne kadar yaşadığımız süreci her zaman pozitif yorumlamaya ve düşünmeye itmiştir; ta ki ekümenopolis belgesinde bazı gerçekleri fark edene kadar. Çevremizde olup bitenlere sadece bakmakla yetindiğimiz aslında görmediğimiz gerçeğiyle karşılaşıncaya dek…

Ekümenopolis büyümekte olan finans şehri İstanbul’un; bir yandan büyürken öte yandan eksilen tarihi, silinen geçmişini gözler önüne seriyor. Kentsel dönüşüm projelerinin İstanbul’da bıraktığı etkiler, arkasında yatan acı tablolar, bir taraftan gelişmeye çalışırken öteki taraftan bu gelişme ve büyüme arzusu ile nelerden fedakarlık edildiğini gösteriyor. Amacı insanlara ve topluma daha iyi bir hayat sunmak olan kentsel dönüşüm, belirli bir kesimi mutlu ederken arkasında birçok insanı yoksulluk sınırında kaderleriyle baş başa bırakıyor. “Gelişmek” sözcüğü altında yatan bir takım büyük projelerin kentsel dönüşümün bir parçası haline getirilip büyük şehrin sorunlarına çözüm bulacağı beklenirken gerçekte yarattığı kaos gözler önüne seriliyor. Bu büyük projeler yapıldığında akıllarımız “ilerleme, büyüme, teknoloji” gibi terimlerle meşgul olurken aslında bunların İstanbul’a atılan son kurşunlar olduğu gerçeğiyle karşılıyoruz. Bir diğer sorun ise tek bir şehir üzerinde oluşan bu yoğunluğun ülkenin diğer şehirlere verdiği zarar; ülkenin doğusu ile batısı arasındaki veya aynı bölgede bulunan şehirler arasındaki ekonomik/kültürel/siyasi farkın bu denli çok oluşu gelişme politikası altında ne kadar yanlış ilerlediğimizi açığa çıkarıyor.

Bu belgesel bizlere git gide büyüyen,  artan ve haddinden daha fazla nüfusa ev sahipliği yapan şehr-i İstanbul’un yıllar önce kapasitesini doldurduğu ve kentsel dönüşüm altında zengin tarihini ve doğal güzelliklerini kaybederek yapay bir metropol olan beton yığınına dönüştüğünü gösteriyor.

Mimarlık Öğrencisi Olmak – Benim Gözümden

Üniversite hayatımın resmi olarak sonlanmasına günler kala kendime sorduğum “mimarlık öğrencisi olmak nasıldı ? ” sorusuna cevap verirken aynı zamanda bu cevabın mimarlık okumayı düşünen ve bunun için hazırlanan çoğu lise öğrencisi içinde önemli olacağı kanısına vardım. Şu günlerde hissettiğim; zorlu bir maratondan bir şekilde sağ salim çıkan ve yarışın bittiğini zannederken sadece ilk etabın sonuna geldiğini fark ederek kaygılanma durumu. Geriye dönüp baktığım zaman mimarlığın ve üniversite hayatının bana neler kattığını düşündüğümde inanılmaz yollar katettiğimi bilsem de, ileriye baktığımda henüz bitirdiğim etabın bir pastanın ancak tek bir dilimi olduğunu görebiliyorum. Geleceği bırakıp geçtiğimiz yıllara bakacak olursak – Neleri deneyimledim ? Kendimi bulduğumu düşündüğüm bu bölümde hisler aleminin en uzak duygu durumlarını aynı anda yaşamayı, her şey bitti sandığında yeniden başlamayı, duyulabilecek her türlü eleştiriye açık olmayı, az konuşmayı ancak çok şey söylemeyi, (çünkü konuştuklarımızla değil ürettiklerimizle derdimizi anlatmalıydık). En uzak duygu durumlarını aynı anda yaşamak kısmında çok ciddiyim, ağlarken güldüğüm çok fazla günü hatırlıyorum.. O zaman çok acı olsa da şuan düşündüğümde bana neler katmış ve o anlarda aslında fark etmeden büyümüşüm diyorum.

Mimarlığı önerir misin, okumaya başlamadan önce kendimi hangi konularda geliştirmeliyim gibi sorularla hepimiz karşılaşıyoruz. Benim buna söyleyebileceğim en iyi şey sanırım; sevmiyorsanız ve gerçekten istemiyorsanız asla okumayın. Acı bir gerçek var ki; ülkemizde sokak simitçisi sayısı ile yarışacak kadar mimarlık fakültesi var *mecaz*. Bu da demek oluyor ki her yıl aramıza ihtiyaçtan fazla mimar katılıyor. Bu kalabalıkta barınabilmek için ise tek şey diğerlerinden farklı olmak ve işini severek yapmak . İşini severek yapmak kısmını bastırıyorum çünkü eminim hala ailesinin yolunda ilerlemek için veya istediği bölüme puanı yetmediği için sevmediği bölüme giren / girmeyi düşünen arkadaşlar var. Şuan düşündüğünüz de tekrar hazırlanılması gereken 1 yıl ve ailenizin sizin için düşündüğü geleceğe hayır demek çok zor olsa da, o 1 yıl = ömrünüz boyunca çalışmanız gereken yıllar.

Ek olarak, bu kadar karamsar konuşup sizi üniversite hayatından soğuttuktan sonra tüm bu zorlukların yanında çok eğleneceğinizi ve kendinizi (biraz dinlerseniz) keşfedeceğinizi düşünüyorum. Benim çıkardığım dersten size tavsiye; gezin tozun yiyin için sonra; çalışın. Ve bol bol merak edin, sorgulayın. O yapıyorsa ben neden yapamayayım demeyi de unutmayın. Üniversite sınavınında bittiği bu günde aramıza katılmayı düşünen, ve şuan halihazırda mimarlık öğrenimine devam eden herkese benden bol şans ve başarılar !

Aa unutmadan çok fazla okuyun 🙂

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın